Matematik ve sayıların işin içine girdiği noktada, kişiler olaylara ve sonuçlara mutlak doğruluk olarak bakar.
31 Mayıs 2009 Pazar
Etkin Piyasalar, Temel ve Teknik Analizciler
Borsadaki fiyatların öngörülebilirliği, bir serabın peşinden koşmakla ayni şeydir. Şöyle ki; etkin piyasalarda sofistike finans modelleri, yunan sembolleri ile kompleks istatistiksel ilişkiler kurarak, piyasanın dalgalı sularındaki fiyat grafiklerlerini izleyerek hisse senedi ve/veya döviz fiyatlarını önceden tahmin edip ortalamanın üzerinde kâr elde etmek (anormal kâr elde etmek) mümkün değildir.
Etkin piyasalarda, birinin kazancı, diğerinin kaybıdır. Örneğin, belli bir süre içerisinde alım-satım işlemlerinden kazanan veya kâr elde eden bir yatırımcının belli bir sure sonra tekrarlanan alım-satım işlemlerinden yine kâr elde edeceğini öngörmek mümkün değildir. Her zaman ve her yerde mutlaka birinin kazancı diğerinin kaybı olmaktadır.
Kısa vadede; hisse senedi ve döviz fiyatlarının gelecekteki değerinin tahmin etmek çok zordur. Şans faktörü dışarı; ortalamanın üzerinden piyasadan (borsadan) alım-satım işlami yaparak ortalamanın üzerinde kâr elde etmek olanaksız değilse bile çok zordur. Manüplasyon yolu deneyerek piyasalardan hileli kazanç elde etmek yasal değildir. Finans tarihinde, piyasadan hileli kazanç sağlamak yolu ile Bernard Madoff ve Charles Ponzi'nin şatoları kafalarına yıkılmıştır...!
Çağdaş ekonomilerde “altın yumurtanın” araştırılması üzerine değişik finans yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bu yöntemler sırasıyla “temel ve teknik” analizlerdir. Bu analiz yöntemlerini ilke edinmiş profesyoneller (bundan sonra GRAFİKÇİLER olarak adlandırılacaktır) ayni sorunu çözmeye çalışırlar; ikisi de fiyatların gidecekleri muhtemel yönü belirlemeye çalışırlar, fakat soruna değişik yönden yaklaşırlar. Temel grafikçi (temelci) piyasa hareketlerinin (fiyatların aşağı ya da yukarı gitmesi ya da ayni kalmasına yol açan ekonomik güçlerin) nedenlerini incelerken, teknik grafikçi (teknikçi) ise piyasa hareketlerinin sonuçlarını inceler ve bu hareketler üzerinde yoğunlaşır.
Temel grafikçi, bir hisse senedinin gerçek değerini belirleyebilmek için o hisse senedinin etkileyen tüm etkenleri inceler- ekonomik, sektörel ve şirket analizleri gibi üş aşamalı yol izlerler ve eğer bir hisse senedinin gerçek değeri o andaki piyasa fiyatının altında ise o zaman hisse senedi gerçek değerinin üzerine çıkmış demektir ve satış işlemi yaparlar. Eğer bir hisse senedinin gerçek değeri o anki piyasa fiyatının üzerinde ise o hisse senedi gerçek değerinin altına inmiş olur ve alım işlemi yaparlar. Al-satçılar (temel ve teknik grafikçiler) işte böyle çalışırlar. Piyasanın derin sularındaki dalgalanmalara değişik yönden yaklaşırlar...!
Her iki grafikçi de piyasa fiyatlarının gelecekte izleyecekleri yolu ve uygun alım-satım zamanını (stratejisini) tam olarak tahmin etmek için bir serabın peşinden koşmakla uğraşırlar. Altın yumurtanın araştırılmasında, çoğunlukla, bilimsellikten hayala kadar uzanan değişik türden “finans-yatırım” bozgununa uğrarlar.
Etkin piyasalarda birinin kazancı, diğerinin kaybıdır. Bugünkü kazançlar belli bir sure sonra tekrarlanan kayıpların bedelidir. Piyasadan, ortalamanın üzerinde kâr elde etmek mümkün değildir. Piyasalar çok hızlı bir şekilde bütün bilgileri değerlendirdiği için ne temelcinin ne de teknikcinin biribirinden herhangi bir üstünlük veya avantaj elde etmesi mümkün değildir.
Piyasa fiyatı bilinen temel verilerin çok önünde yürürler. Piyasa fiyatı temel verilerin veya o günkü sıradan düşüncenin bir öncü göstergesi gibi rol oynasa bile bu veriler çok önceden piyasaya girmiş ve fiyatlara yansıtılmıştır. Etkin piyasalarda fiyatlar, bilinmeyen veya tahmini güç temel verilere doğru yol alırlar. Al-satçılar (grafikçiler) hisse loto tahminlerini sofistike finans modelleri, yunan sembolleri ile kompleks istatistiksel ilişkiler kurarak, piyasanın dalgalı sularındaki fiyat grafiklerlerini izleyerek hisse senedi ve/veya döviz fiyatlarını önceden tahmin edip ortalamanın üzerinde kâr elde etmeya çalışırlar.
Her iki grafikçi de diğer oyuncuların yaptıklarını özenle inceler ve ne yapmak istediklerini tahmin etmeye çalışırlar. Her iki grafikçi de gelecekte atılacak yatırım stratejilerine ışık tutmaya çalışırlar- en büyük aptal teorisi. Bilmezler ki piyasada fiyatlar “rastgele seyir” izler; piyasa o kadar etkindir ki yeni bir bilgi geldiğinde fiyatlara yansıtılır ve önceden yapılan tahminlerle hisse senetleri (dövizler) sürekli olarak kazanç sağlayacak hızda alınıp satılamaz. Piyasanın olağan üstü gücü karşısında; piyasanın olağan üstü fiyat değişmelerini, ne temelciler ne de teknikciler tahmin edilebilir.
Piyasanın derin ve dalgalı sularında iki büyük oyuncunun, temel ve teknik analizcilerin (grafikçilerin) bilmesi gereken şudur: Borsadaki fiyatların öngörülebilirliği, bir serabın peşinden koşmakla ayni şeydir. Etkin piyasalarda, uzun vade yaklaşımları dışında, hisse senedi veya döviz fiyatlarının gelecekteki değerlerini tahmin etmek, ortalamanın üzerinde kâr elde etmek, olanaksız değilse bile çok zordur.
Hakan Ürem
1 Mayıs 2009 Cuma
Private Property in Money: Inflation and Confiscation of the Value of Money
Inflation is the worldwide phenomenon in the sense that it involves government's policies of sabotaging the value of money in the economic system. The prospect for confiscation of value of through monetary inflation reduces the intrinsic advantages of holding claims dominated in money. And it creates a distortion in favour of real assets. An effective monetary constitution (which exists nowhere in the world) that would guarantee stability in the value of monetary unit would work miracles, whether measured against criteria of liberty or efficiency.
This paper is about government's sabotaging of the market mechanism through inflation and confiscation of the value of money.
Inflation destroys the fabric of society. . . According to enemies of the free market system: “the best way to destroy the capitalist system is to debauch the currency. There is no subtler, no surer means of overturning the existing basis of society than to debauch the currency. The process engages all the hidden forces of economic law on the side of destruction, and does it in a manner which not one man in a million is able to diagnose".
In his book,"Philosophy of Money", Georg Simmel explains that: "The purely monetary connection between ruler and subject demonstrated the absence of any other relationship. The continuous depreciation of currency by rulers was an appropriate technique within such a relationship; for these methods, which give all the benefits to one side and the entire loss to the other. This has been traced to the fiscal policy of rulers who use the royal prerogative of coinage as a means of taxation without concern for the consequences of devaluation."
What inflation does is this:
- The government issues new money; that is, it raises funds without taxing or borrowing. To the government, this is pure gain. As the new money works its way through the economy, prices rise. The first receivers of the new money gain at the expense of the later receivers. Inflation, then, confers no general, social benefit; instead it redistributes the wealth in favour of first comers. . .Those stuck with the loss include fixed income groups; ministers, teachers, people on salaries, those on fixed money contracts made before the price rise, life insurance beneficiaries, retirees, landlords with long term leases, bond holders and other creditors, and those holding cash.
- Business calculation becomes more difficult. Prices do not change uniformly or at the same speed; it becomes harder to separate the lasting from the transitional, to guess the demands of consumers. Business accounting may seriously overstate profits, may even consume capital while presumably increasing investment.
- The sellers market leads to a declining quality of goods and services, since consumers resist price increases less when they are concealed by less quality.
- Quality of work declines as people go for "get rich quick" schemes and scorn sober effort. Thrift is penalized and debt encouraged, since debt is paid off in lower valued money.
- Families and communities continue to fail. The media emphasizes corporate misdeeds over government corruption even though it is hard to find any reason to trust politicians or government bureaucrats. At least not all chief executive officers are crooked, something one cannot be sure about in government !
- By a continuing process of inflation, governments confiscate, secretly and unobserved, an important part of the wealth of their citizens. By this method they not only confiscate, but they confiscate arbitrarily. And, while the process impoverishes many, it actually enriches some. The sight of this arbitrary rearrangement of riches strikes not only at security but also at confidence in the equity of the existing distribution of wealth.
- Inflation lowers the general standard of living, as it creates an atmosphere of prosperity. More importantly, over time it destroys the fabric of society, it creates morally sloppy society and hence the process of wealth-getting degenerates into a gamble and a lottery...
- Inflation opens up the road to serfdom; it leads to planned society in which dominant class has both economic and political power. It leads distortion in the markets that a class of capital-controllers are in power- sabotaging the price mechanism or the free market economic system.
Inflation is a bad; in the sense that it leads to distortions and problems in an economy. It distort the functioning of the price mechanism (informing, incentivising, and rationing functions)in the economic system. Thus, inflation includes losses to savers, losses to people with fixed incomes,losses to taxpayers,confusing price signals,speculation crowding out production,reduced attention to productivity,wastage of resources in the economy.
In sum; "the abandonment of the gold standard made inflation possible for the welfare statistics to use the banking system as a means to an unlimited expansion of credit. In the absence of the gold standard, there is no way to protect savings from confiscation through inflation. There is no safe store of value....",(Alan Greenspan). "The Central Bank is an institution of the most deadly hostility existing against the principles and form of Constitution",(Thomas Jefferson).
References:
1.http://www.safehaven.com/article-7668.htm
2.http://goldprice.org/bob/2009/01/gold-and-government-fiat-token-turmoil_09.html
3.http://www.marketoracle.co.uk/Article10319.html
4.http://www.marketoracle.co.uk/Article1143.html
5.http://www.lewrockwell.com/orig5/crispin4.html
6.http://www.pbs.org/wgbh/commandingheights/shared/minitext/ess_inflation.html
7.http://www.pbs.org/wgbh/commandingheights/shared/pdf/ess_inflation.pdf
25 Nisan 2009 Cumartesi
Hükümdarlık Oyunu: Kuzey Kıbrıs Ekonomisinde Senyoraj veya Sinyoraj Oyunu

Bu makalemde senjoraj konusunu ele alıp TC Merkez Bankası’ nın KKTC ekonomisindeki (bankacılık sektöründeki) “gizli el" operasyonlarını (mali operasyonlarını !) analiz etmeye çalışacağım.
KKTC Merkez bankası, TC Merkez Bankası’nın bir şubesi olarak faaliyetlerini sürdürmekte, esasen TC Merkez Bankası tarafından yönetilmekte ve yönlendirilmektedir. KKTC Merkez Bankası’nın “figüranlık rolü”, aslında kamudan (merkezi yönetimden) özerk, ama TC Merkez bankasından asla özerk veya bağımsız bir yönetişim konumunda değildir. TC merkez bankasının uyguladığı, iyi veya kötü, para politikaları neticesinde KKTC bankacılık sektörü anında etkilenmekte, bırakın orta ve uzun vadeyi, sektörün ve sektörün içerisinde yer alan bankaların kısa vadeli performanslarında bile kayde değer (belirgin) sapmalar olabilmektedir.
TC Merkez bankasının ülkede yaratmış olduğu “para kurulu sistemi” ile elde ettiği senyoraj geliri (enflasyon vergisi) sanıldığından çok daha yüksektir. KKTC MB veri tabanında para arzı verileri eksik olduğundan, bu gelirleri tam olarak tespit etmek imkansızdır. Ancak ülkenin uzun yıllar enflasyonist bir süreçten geçtiği bilinciyle, bu senyorajın ülke economisine maliyeti çok yüksektir. Bunun ülkeye ortalama olarak her yıl maliyeti GSMH % 5 -7 civarında olduğunu rahatça söylemek mümkündür.
Bu bilgiler doğrultusunda, TC hükümeti ile KKTC hükümeti arasında bir anlaşma imzalanıp her yıl net olarak GSMH yüzde 5-7’nı KKTC hükümetine/devletine geri iade edeceği üzerine bir anlaşma imzalanmalıdır. Para kurulu sistemi yanlızca o ülkenin parasını kullanmakla kalmayıp, her mali yıl sonunda parası kullanılan ülkenin (TC), parasını kullanan ülkeye (KKTC) hukiki olarak senyoraj gelirlerini iade etmesi gerekir. Ülkeye yıl sonu itibariyle yapılacak olan senyoraj iadesi “MALİ YARDIM” adı altında olmamalıdır.
Gizli el operasyonları ile (TC) Hükümeti'nin para basma hakkını kullanarak KKTC halkından elde ettiği gelir SENJORAJ VEYA SİNYORAJ geliridir. Bu gelirler yasal yoldan veya anayasada yer alacak bir madde ile, açık ve şeffaf bir şekilde, her yıl KKTC halkına iade edilmeli, geri iade edilecek olan bu paraların devlet hesaplarındaki adı "MALİ YARDIM" olmamalıdır.
Sonuç; KKTC Bankacılık sektörü üzerinden tüm finansal olan ve olmayan baskıların kaldırılması ve senyoraj gelirlerinin KKTC toplumuna iade edilmesi gerekmektedir. Kamu müdahalesiyle, para ihraç tekeline sahip olan bir merkez bankasının var olması ve bu merkez bankasının bir kurala göre para arz etmesi gereklidir !
Senyorajın bir gelir kaynağı olarak önemli hale gelmesiyle ekonomide istikrarsızlık yaratan bir faktöre dönüşmesinin temel nedenlerinden birisi (TC) merkez bankasının ekonomik sistem içerisinde parasal tekele sahip olması ve KKTC ekonomisi üzerinde hükümdarlık (oyunu) sürdürmesidir.
Copyright © 2009, “Tüm Haklar Saklıdır”.
22 Nisan 2009 Çarşamba
Case Against Economic illiterates

Mises wrote, “There is no hope of eradication the aggression mentality if one does not explode entirely the ideological fallacies from which it stems. This is not a task for psychiatrists, but for economists. Man has only one tool to fight error: reason.”
People everwhere thing themselves competent to reason about economic problems, however complex, without any such preparatory scientific training, as it would be universally considered essential in other departments of enquiry.
This temptation to discuss economic questions without adequate scientific preparation is all the greater because economic conditions exert so powerful an influence upon to our materiel interests.
Thus, I can say that not many people are self-confident (or arrogant) enough to dispute with the chemist or mechanicians upon points connected with the studies and labours of his life; but many of us who can read and write feel at liberty to form and maintain opinions of our own trade, money, finance and investment...
The economic literature of every succeeding year embraces works conceived in the true scientific spirit, and works exhibiting the most vulgar ignorance of economic history,and hence the most awful contempt for the conditions of economic investigation.
My advice to economic illiterates is as follows: Earnest, sincere, well-intentioned but economically illiterate people that offering their own economic cures or remedies, or criticising well- trained economist, who display an utter lack of comprehension that economics is a serious subject with a hard core of sophisticated analysis that is widey accepted by professional economists of every political persuasion and that the chance against a rank amateur stumbling on a profound- and true- law are millions to one.
13 Nisan 2009 Pazartesi
(Dev)let: Vergi ve Zulüm

Vergi, devlet kapitaliziminin zulüm kamçısıdır...!
Aylığını bordro üzerinden alan sabit gelirli vatandaşların, henüz ödenirken haberleri olmadan aylıklarından kesilen ve çok kazananlar ile zenginlerin asla vermedikleri paranın adı: VERGİ
İşte böyle yoksulların çoluk çocukların adı "vergi" olan paraların toplandığı yer: HAZİNE
Sonra o parayı ele geçirmek için açıkgözlerin kurdukları anayasal örgütlere verilen isim: SİYASİ PARTİ
Açıkgözlerin en açıkgözü: LİDER
"Vergi" lerin toplandığı "Hazine" yi ele geçirmek için, "Lider" başkanlığında itişip kalkışmaların ve tepinmelerin genel adı: SİYASET
O itişip kalkışma ve tepinme sonunda "vergi"lerin toplandığı "Hazine" yi ele geçiren taraf:İKTİDAR
O itişip kalkışma sonunda "vergi"lerin toplandığı "Hazine" yi elden kaçıran ve durmadan "Bu Nasıl İktidar ?" diyen öbür taraf: MUHALEFET
"Vergi"lerin toplandığı "hazine"yi ele geçiren "iktidar", işin rezilliğini çıkartır. Ve birgün tekrar vatandaşa "peki, malı kim götürsün ?" sorusunun sorulması gerektiğine karar verilir. O nedir ? SEÇİM...!
Malın kimin götüreceğine karar veren ortak eğilimin adı: MİLLİ İRADE !
"Vergi"lerin toplandığı "Hazine"nin her seferinde "iktidar" tarafından "demokrasi" içinde zaten sorgulanmasına canı sıkılan ve her seferinde "bunlar da hırsız çıktı" diye zıplayanlar: HALK...!
2 Nisan 2009 Perşembe
Kuzey Kıbrıs Bankacılık Sektörü'nün Önündeki Engeller
Bankacılık sektörüne özgü sorunları ve/veya zayıflıkları hem içsel hem de dışsal olarak ikiye ayırıp sektörün önündeki engelleri iyice tahlil etmek mümkündür.
İçsel Sorunlar/ İçsel Zayıflıklar:
1. Kurumsallaşma (Kurumsallaşma Felsefesi/ Kurumsal Yönetişim):
Bankacılık sektörünün önündeki engellerden en önemlisi sektörün bir bütün olarak kurumsallaşamamasıdır; uzun yıllar sektörün kurumsallaşmadan yoksun bırakılmasıdır. Kurumsallaşmadan yoksun bırakılan bir sektör her yönüyle incelenmeli, konu ile ilgili olarak yeni fikir ve projeler ile desteklenmelidir.
Hemen belirteyim, kurumsallaşmanın esas aktörü bireylerdir. Sektör içerisinde yer alan tüm bireylerin (hizmet alanların ve hizmet verenlerin) bir bütün olarak kurumsallaşması, ancak bu doğrultuda sektör içerisinde yer alan bir çok kurum ve kuruluşun kurumsallaşma çalışmalarına katkı koymasıyla sektörün geliştirilmesi ve böylelikle sektörden fayda sağlanması elde edilebilir. Yani burda belirtilmek istenen eses konu şudur: kurumsallaşma üç basamaklı olup kurumsallaşma çalışmalarında bireyler değişim için çok önemli röl üstlenirler. Kurumsallaşma ancak toplumu, kurum ve kuruluşları oluşturun bireyler tarafından gerçekleştirilebilir...!
Şekil 1. Kurumsallaşmanın Formülü: Üç Basamaklı Etkin Kurumsallaşma
- KURUMSALLAŞMA = ƒ(BİREYSEL,KURUMSAL,TOPLUMSAL)2
Yukarda basitleştirilmiş şekilden de görülüceği üzere; kurumsallaşma, üç basamaklı olup ancak ve ancak bireysel değişim ile gerçekleştirilebilir. Aksi halde kurumsallaşma bireyler tarafından tekrarlanan boş bir kelimeden başka hiç bir anlam ifade etmez ! Bu sözde ‘kurumsallaşma felsefesi’ sektör için büyük bir kayıp; kaygının (yüksek derecede risk ve belirsizliklerin) yanısıra, bir çok kurum ve kuruluş için olumlu değişim ve gelişime engel teşkil eder.
Özetle belirtmek gerekirse; bankacılık sektöründe yer alan tüm kurum ve kuruluşların yönetişim felsefesinin tekelleşmiş aile politikaları ile değil; kurum ve kuruluşları daha etkin ve verimli hale getirecek kurumsal politikalar ile desteklenmesi, ve böylelikle bankacılık ve finans sektörünün orta ve uzun vadede pozitif yönde etkileyecek bir ortamın hazırlanması gerekmektedir. Kurulacak olan bu etkin ve verimli kurumsal düzenin, orta ve uzun vadade, tüm ekonomik aktörlere pozitif yönde etkileyeceği, kurumsallaşmış bir düzenin banka performansını olumlu yönde etkileyecek ve sektörden istenilen seviyede etkinlik ve verimlilik alınabilecektir.
2. Hukuk Sistemi:
Çarpık hukuk düzenininin yanısıra, hukuk sisteminde ticari mahkemelarin olmaması banka alacaklarının tahsilinde (banka-müşteri arasındaki risklerde) gecikmelere neden olmakta, bankalar alacaklarını erkenden tahsil edememektedir. Ticari mahkemelerin eksikliğinden banka-müşteri (özel veya tüzel) arasındaki ilişki(ler) zayıflamakta, banka alacaklarının tahsili uzun bir zaman almaktadır.
Bankacılık sektörünün önündeki bu engeli aşmak için hukuk sistemi iyileştirilmeli, banka-müşteri arasındaki risklerin süratle tahsil edilmesine olanak sağlayacak ticari mahkemelerin (her ilçede ticari mahkemenin) hayata geçirilmesi bankaların performansına olumlu yönde etki edecektir. Son olarak, ticari mahkemelerin işlevlik kazanması, müşteri riski-hizmet riski gibi unsurların olumlu bir şekilde gelişmesine yardımcı olacak, ve böylelikle sektörden daha fazla fayda elde edliebilmesine olanak sağlayacaktır.
3. Mevzuat (Mali Mevzuat ve Bankacılık Mevzuatı):
Bankacılık sektörünün performansını olumsuz yönde etkileyen birden çok modası geçmiş, günün koşullarına uymayan kanun ve mevzuat vardır ki burda saymakla bitmez ! Bankacılık sektörünün önünde engel olan en önemli mevzuat ve mevzuat politikaları sırasıyla şunlardır:
a) Munzam Karşılıklar, Munzam Karşılık Politikası:
Munzam karşılık politikası bankaların maliyetlerini artırmakta, bu maliyetleri bankalardan hizmet alan birçok özel ve tüzel kişilere ek bir maliyet olarak yansıtılmaktadır.
b) Mevduat Sigorta Fonu Primleri:
Banka mevduat sigorta primleri maliyetlerini artırmakta, bu maliyetleri bankalardan hizmet alan birçok özel ve tüzel kişilere ek bir maliyet olarak yansıtılmaktadır.
c) Kalkınma Bankası Tahvilleri, Tahvil Politikası:
Bankaların yasal olarak almakla yükümlü olduğu Kalkınma Bankası Tahvilleri (KBT) bankaların ve dolayısıyle bankacılık sektörünün gelişmesine engel teşkil etmektedir. Yasal soygun aracı olarak kullanılan kalkınma bankası tahvilleri bankalara büyük bir yük teşkil etmektedir.
Hiçbir piyase değeri olmayan, piyasadan çok düşük bir fiyatın (faizin) altında değerlendirilen bu tahviller (örneğin, piyasada faiz oranı % 5-6 iken, tahvillere ödenen faiz oranı % 1-2 ) yasa yolu ile tüm bankaları zarara uğratmaktan başka hiç bir değere sahip değildir !
Yasal politika aracı olarak kullanılan “Kalkınma Bankası Tahvilleri” banka hizmet-müşteri ilişkilerini önemli yönde etkileyen önemli bir unsurdur.
Sektördeki müşteri-hizmet ilişkilerini daha ileri veya gelişmiş bir düzeyde yürütülebilmesi için “yasal soygun” aracı olan (yasal soygun aracı olakak kullanılan) tüm politikaların uzman kişiler tarafından tespit edilmesi, bu ve buna benzer tüm politikaların müşteri-hizmet ilişkilerini güçlendirilmesi, ve böylelikle bankacılık sektörünün en üst seviyede çalışmasına (en üst performance düzeyinde çalışmasına) olanak sağlayacak politikalar ile desteklenmesi gerekmektedir.
4. İnsan Kaynakları (Kamu Ücret Politikası):
Kamu ücret politikası kalifiye olan ve olmayan iş gücünü hantal ve tekelleşmiş kamu sistemi içerisine yönlendirmekte, bankalarda/ bankacılık sektöründe ciddi bir insan kaynağı sıkıntısı yaratmakta, bankalarda çalışacak (bankacılık sektörünün kalkınmasına yardımcı olacak, bankacılık sektörünün performansına positif yönde etki edecek) ehil/kalifiye personel bulunmasında zorlanılmaktadır.
Kamu Ücret Politikası (KÜP doldurma politikası !) bankacılık sekörünün önünde engel teşkil önemli bir unsur olup bu tip politikalar ekonomik sistemde etkin politikalar değildir. Acil önlemler paketleri hazırlanmak suretiyle kamu-özel sektörleri arasındaki dengesiz veya farklı ücret/maaş ve özlük hakları politikalarına son verilmesi gerekmektedir.
Buna paralel ve eş zamanlı olarak özel sağlık, emeklilik, işsizlik vb. gibi etkin ve verimli politikalar geliştirilmelsi gerekmektedir. Kamu düzenini teşvik eden sistem değil, özel sektörü (özel mülkiyeti) teşvik eden sistemler bütününün hayata geçirilmesi suretiyle bankacılık sektörünün önündeki tüm KÜP doldurma politikalarına son verilmeli, ekonomide yer alan birçok sektörün performansını, bir bütün olarak, artırıcı politikal ile desteklenmesi gerekmektedir.
5. Kamu Bankaları (Kalkınma Bankası):
Kamu bankasız etkin bir bankacılık sektörü kurumsallaşmanın ilacıdır. Ülkede yıllardır kamu düzenini savunan, kamu bankacılığından etkinlik ve verimlilik bekleyen bir toplum saray önü bankacılığından daha iler bir düzeyde bankacılık bekleyemez. Bundan daha ileri bir düzeyde bankacılık hizmet ve hizmet anlayışı beklenmemelidir !
Ekonomi’nin can damarı olan bankacılık sektörünün önündeki engelleri aşmak için tüm kamu bankaları, orta ve uzun vadade, özelleştirilmelidir. Kalkınma bankası dahil olmak üzere tüm kamu kuruluşları politize olmuş durumdadır. Bu kamu kuruluşları kamu sektöründe adeta bir arpalık (partilerin istihdam ağı) durumunda faaliyetlerini sürdürmektedirler.
Kalkınma bankası dahil tüm kamu bankaları hiç düşünmüden fesh edilmelidir. Taşınır veya taşınmaz mal sermayeleri özel sektöre kazandırılmalı, etkin bir biçimde halkın kullanımına sunulmalıdır. Kamu bankalarında çalışanlar (kalkınma bankası çalışanları dahil) ise hiç gecikmeden özel sektörün ihtiyacı olan alanlara (bankacılık hizmet alanlarına) kazandırılmalıdır.
Özel sektörün ihtiyacı olan alanlara kazandırılmayacak olanlar ise sektör dışında bırakılacak politikalar ile desteklenmesi gerekecektir. Sonuç, değişimi engelleyici güçlere paralel olarak değişimi sürükleyici güçleri geliştirmek, bu güçler arasındaki önderlik, vizyon, iletişim, katılım ve eğitim gibi önemli unsurların ön planda tutulması yanlız bankacılık sektörü için değil tüm economik sektörler için çok büyük bir önem arz etmektedir.
6. Kooperatif Bankacılığı:
Birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan bilimsel araştırmalar gösteriyor ki Kooperatif Bankacılığı günümüz koşullarına göre etkin bankacılık yapmakta zorlanmakta ve bankacılık sektörünün gelişmesine engel teşkil etmektedir.
Kuzey Kıbrıs ekonomisinde etkinliğini yitiren Kooperatif Bankacılığı (KB) sektörün etkin ve verimli bir şekilde değişimine ve gelişmine engel teşkil etmektedir. Kooperatif Bankaları hem kooperatifçilik yasalarına hem de bankacılık yasa ve mevzuatına tabi tutulmaktadır. Bankacılık sektöründe hem o, hem de diğeri diye birşel olamaz, olmaması gerekir !
Sektördeki kooperatif bankalarına dev(let) eliyle “özel imtiyaz hakkı” verilmesi sektördeki rekabet ortamını olumsuz yönde etkilemekte, kooperatif bankalarına, diğer bankalara kıyasla, yasal üstünlük kazandırmaktadır. Kooperatifçilik yasaları ekonomik sistemde bankacılık sektörünün rekabet ortamını bozmakta, kötü rekabet ortamının kronikleşmisine, ve dolayısıyla sektörde bilinen veya bilinmeyen birçok hastalığın devam etmesine olanak sağlamaktadır.
Sistem içerisinde sistem yaratan (sistemler teşvik eden) tüm yasalara son verilmeli, eski ve modası geçmiş yöntemlerle yönetilin Kooperatif Bankacılığı kurumsallaştırılmalı ve böylelikle sektöre katkı sağlayacak hale getirilmelidir. Bankacılık sektörüne artı değer getirecek yönde Kooperatif Bankacılığı modern politikalar ile yeniden yapılandırılmalıdır. Amacına uygun olarak faaliyetleri günümüz koşullarına göre yeniden düzenlenmeli, düzenlemelere uymayan (uymakta zorluk yaşayan) kooperatif bankaları birleştirilmeli, özelleştirilmeleri, veyhut bankacılık lisanslarına son verilip sektör dışına çıkartılmalıdır.
Kooperatif bankaları (KB) sektör dışına çıkartılacak politikalar ile desteklenmeli, sektörün önünde ağır bir yük olarak devam eden eski ve modası geçmiş politikalarına son verilmelidir. Böylelikle KKTC bankacılık sektörünün önündeki en önemli engellerden biri olan onlarca, yüzlerce kooperatif bankasının, bir bütün olarak, sisteme enteğre edilmesi veyahut sistem dışı bırakılması sektörün performansına etkinlik ve verimlilik getirecek, ve sektörün performansını olumlu yönde etkileyecektir.
7. Bankacılık Teknolojisi:
Ne yazık bankacılık sektörü teknolojik gelişmelerden (teknolojik değişimlerden) payını tam anlamıyla alamamakta veya çok geç almaktadır. Sektörde faaliyet gösteren birçok aktif yerel banka teknolojik gelişmelerden uzak olarak çalışmakta ve sektör içerisinde adeta kırtasiyelik ile boğuşmaktadır. Sektörde yaşanan iler düzeydeki kırtasiyeliciliği ortadan kaldıran yasal düzenlemelerin hızla hayata geçirilmesi gerekmektedir.
KKTC Merkez Bankası (MB) öncülüğünde kurulacak olan “Kırtasiyeciliği Ortadan Kaldırma Kurulu” sektörde yaşanan kırtasiyecilik sorununu izlemeli ve buna göre uygun politikaların hayata geçirilmesinde öncülük etmesi gerekmektedir. KKTC MB ödeme sistemlerinin etkin bir şekilde işlemesine olanak sağlayacak bankacılık teknolojisi yatırımlarının hayata geçirilmesi bankacılık sektörünün performansına olumlu yönde etki edeceği kaçınılmazdır.
KKTC MB ile bankalar arası yapılan tüm iletişimler, raporlar vbg konular “Merkezi İdari Sistemi” adı altında kurulucak olan etkin bir network ağı tarafından gerçekleştirilmeli, etkinsizliğe ve verimsizliğe (kırtasiyeliciğe) son verilmelidir. Yani, KKTC MB ile Bankalar arası kurulacak olan bu e-iletişim sistemine daha sonra maliye bakanlığı raporlama sistemi de eklenmeli, bankalar ile Maliye bakanlığı arasındaki veri akışı (e-iletişim sistemi) sağlanmalıdır. Elektronik iletişim sistemi veri akışı kırtasiyeliciği en aza indirecek önlemler paketi olup, bankaların maliyetleri açısından hayati bir önem arz etmektedir.
8. Politik/Economik Belirsizlikler:
Politik veya economik belirsizlikler, tüm sektörlerde olduğu gibi bankacılık sektörünü de yakından ilgilendiren bir konudur. Bankacılık sektörü öyle hassas ve kırılgan sektördür ki risk ve belirsizlikleri sevmez; risk ve belirsizliklerden hoşnut olmaz ! Sektör, risk ve belirsizliklerin en az düzeyde olmasından yana olup, risk ve belirsizliklerin yüksek olduğu zamanlarda bunu hemen risk ve belirsizlik primi olarak fiyatlarına yansıtır.
Uzun bir süredir ülkede kronikleşen birçok risk ve belirsizlik bankacılık sektörünün önünde engel teşkil eden ön önemli faktörlerden biri olup, sektörün sağlıklı, etin ve verimli, bir şekilde çalışmasına engel teşkil etmektedir, performansına olumsuz yönte etki etmekte olduğu yakından izlenmektedir.
Politik belirsizlikler ve riskler ekonomik kalkınmanın önünde engeldir. Politik güçler, risk ve belirsizlikler, tamamen ortadan kalkmasa bile ekonomik risk ve belirsizlikleri ortadan kaldırmalı, akşam düşünüp sabah uygulamaya konulun ekonomi politikalarına son vermek suretiyle bankacılık sektörünün (ve diğer tüm sektörlerin) önündeki birçok önemli engeli aşmak mümkün görülmektedir.
Ülkemizde yakından izlenen bir konu şudur: ekonomi konusunda (finans, bankacılık ve para yönetimi konularında) uzman olmayan kişilerin (bu konulara hakim olmayan politikacı ve bürokratların) medyada, kürsüde ve gazatte köşelerinde ekonomik değişim ve gelişim üzerine yüzeysel, yani bilimsellikten uzak bir şekilde sözde fikir üretmesidir- kürsü ekonomistleri.
Bu ve buna benzer birçok olumsuz fikirlerin ortadan kaldırılması (veya en az seviyeye indirilmesi ve sektörde daha fazla etkinlik sağlanabilmesi) için KKTC Bankalar Birliğinde nezdinde sektörün önündeki engelleri görüp tahlil edebilicek, bu engelleri bilimsel bir dil ile tüm üyelerine, bankaların bankasına (Merkez Bankasına), Başbakanlık vbg. kurum ve kuruluşlara iletecek şekilde bir “bankacılık labaratuvar, Bank Lab” kurulması gerekmektedir.
Orta ve uzun vadede, KKTC Bankalar Birliği nezdinde kurulacak olan “bankacılık labaratuvarı- BANK LAB” sektörde yaşanan veya yaşanacak olan sıkıntıları görüp ilgili merciler ile işbirliği yaparak gerekli önlem paketlerinde etkin bir şekilde görev ve sorumluluk alması gerekmektedir. Örneğin, sektörde muhabir bankacılığı bankaların maliyetlerini artırmakta olup bankaları muhaber riskine tabbi olmalarına olanak sağlamaktadır.
Maliyet artırıcı (riskli) unsurlardan kaçınmanın yolları araştırılmalı, sektörden daha fazla verim alınmasına imkan verecek sistemlerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Tanınmamışlığımızdan gelen sıkıntıları bahâne edip çözüm süreçlerini beklemek ne sektöre ne de bankalara fayda sağlar... !
Dışsal Sorunlar/ Dışsal Zayıflıklar:
1. TC Merkez Bankası (Para Kurulu Sistemi !):Finansal Baskı
KKTC Merkez bankası, TC Merkez Bankası’nın bir şubesi olarak faaliyetlerini sürdürmekte, esasen TC Merkez Bankası tarafından yönetilmekte ve yönlendirilmektedir.
KKTC Merkez Bankası’nın “figüranlık rolü”, aslında kamudan özerk, ama TC Merkez bankasından asla özerk veya bağımsız bir yönetişim konumunda değildir. TC merkez bankasının uyguladığı, iyi veya kötü, para politikaları neticesinde KKTC bankacılık sektörü anında etkilenmekte, bırakın orta ve uzun vadeyi, sektörün ve sektörün içerisinde yer alan bankaların kısa vadeli performanslarında bile kayde değer (belirgin) sapmalar olabilmektedir.
TC Merkez bankasının ülkede yaratmış olduğu “para kurulu sistemi” ile elde ettiği senyoraj geliri (enflasyon vergisi) sanıldığından çok daha yüksektir. KKTC MB veri tabanında para arzı verileri eksik olduğundan, bu gelirleri tam olarak tespit etmek imkansızdır. Ancak ülkenin uzun yıllar enflasyonist bir süreçten geçtiği bilinciyle, bu senyorajın ülke economisine maliyeti çok yüksektir. Bunun ülkeye ortalama olarak her yıl maliyeti GSMH % 5 -7 civarında olduğunu rahatça söylemek mümkündür.
Bu bilgiler doğrultusunda, TC hükümeti ile KKTC hükümeti arasında bir anlaşma imzalanıp her yıl net olarak GSMH % 5-7’nı KKTC hükümetine/devletine geri iade edeceği üzerine bir anlaşma imzalanmalıdır. Para kurulu sistemi yanlızca o ülkenin parasını kullanmakla kalmayıp, her mali yıl sonunda parası kullanılan ülkenin (TC), parasını kullanan ülkeye (KKTC) hukiki olarak senyoraj gelirlerini iade etmesi gerekir. Ülkeye yıl sonu itibariyle yapılacak olan senyoraj iadesi “mali yardım” adı altında olmamalıdır !
Özetlemek gerekirse: İki ana başlık altında tahlil edilen tüm faktörler bankacılık sektörünün önünde engel teşkil etmektedir. Yukarda belirtilen tüm faktörler sektörel degişimi ve gelişimi engelleyici esas güçler olarak ortaya çıkmaktadır. Bankacılık sektörünün önündeki engelleri(LEVIATHAN BANKACILIĞINI) iyice tahlil edip orta ve uzun vadade sektör performansının (setkörde yer alan tüm aktörlerin performansını) çok iyi bir şekilde analiz edilmesi, sektör için ileriye dönük politikaların (stratejik önem arz eden konuların) hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Bankacılık sectörü (LEVIATHAN BANKACILIĞI) için yeni bir vizyon belirlemek ve strateji geliştirmek için değişimin önündeki engelleri bilmek, kavramak, yaşamak ve anlamak gerekir. Bankacılık sektöründe değişimi engelleyici güçlere paralel olarak değişimi sürükleyici güçleri geliştirmek, bu güçler arasındaki önderlik, vizyon, iletişim, katılım ve eğitim gibi önemli unsurların ön planda tutulması ve bankacılık sektörünün performansının etkin politikalar ile desteklenmesi gerekmektedir.
Yukarda belirtilen tüm faktörlerin bir bütün olarak eş zamalı iyileştirilmesi halinde bankacılık sektöründe istenilen veya arzu edilen seviyeye çıkartılabilir.
Notlar:
(1)Bazı uzman kişilere göre “kurumsal değişim, toplumların zaman içindeki gelişimlerini şekillendirdiği için, tarihi değişimi anlamanın bir anahtarıdır”. Kurumsal değişim analizlerinde ekonomiye ya da ekonomik tarihine entegre edecek bir analitik çerçeve çizilmediğinden; ne iktisadi teori ne de tarih, sektördeki kurumların ekonomik performansa olan etkisini vurgulamamış olduğu belirtilmektedir.
(2)Bütünüylü formül şunu açıklamaktadır: Ku = kurumsallaşma, B= Bireyler, K =Kurumlar ve Kuruluşlar, T =Toplum, Bs = Bankacılık Sektörü, E = Ekonomi ile ifede edilmekte olduğu kabul edilsin, öyleyse Ku =ƒ(B,K,T) ∞ Bankacılık Sektörü/ Ekonomi olmaktadır. Yani kısacası formül şunu ifade etmeye çalışmaktadır: Ku = Bs – E, Bs = Ku/ E. Bankacılık sektöründe kurumsallaşmanın ekonomi içerisindeki payı (ekonomik porformansa katkısı) çok yüksektir.
(3) Tanım olarak "Senyoraj" veya "sinyoraj", paranın üretim maliyeti ile üzerinde yazılı değer arasındaki farkı ifade etmektedir. Devlet parasının (TL'nin) basım maliyeti çok ufak olduğundan, ve her basılan banknot piyasadaki paranın göreceli değerini azaltarak gizli enflasyon yaratmaktadır ki bu devletin vatandaşın cebindeki paradan hiç sezdirmeden vergi alınmasını ifade edilmektedir. Yukarda belirtilen makalede analiz edildiği biçimiyle; gizli el operasyonları ile (TC) Hükümeti'nin para basma hakkını kullanarak KKTC halkından elde ettiği gelir SENJORAJ VEYA SİNYORAJ geliridir. Bu gelirler yasal yoldan veya anayasada yer alacak bir madde ile, açık ve şeffaf bir şekilde, her yıl KKTC halkına iade edilmeli, bu geri iade paraların adı "MALİ YARDIM" olmamalıdır.
KKTC Bankacılık sektörü üzerinden tüm finansal olan ve olmayan baskıların kaldırılması ve senyoraj gelirlerinin KKTC toplumuna iade edilmesi gerekmektedir. Kamu müdahalesiyle, para ihraç tekeline sahip olan bir merkez bankasının var olması ve bu merkez bankasının bir kurala göre para arz etmesi gereklidir. Senyorajın bir gelir kaynağı olarak önemli hale gelmesiyle ekonomide istikrarsızlık yaratan bir faktöre dönüşmesinin temel nedenlerinden birisi (TC)merkez bankasının parasal tekele sahip olması ve KKTC ekonomisi üzerinde hükümdarlık (oyunu) sürdürmesidir.