İnsan zihni, bir başka düşüncenin esiri olduğu sürece özgür değildir. İnsan hayatında en tehlikeli şey başka düşüncelerin esiri olmasıdır. İnsan zihninin tehlikeli seviyede yetersiz kalması bir başka düşüncenin esiri olması anlamına gelmektedir.
Matematik ve sayıların işin içine girdiği noktada, kişiler olaylara ve sonuçlara mutlak doğruluk olarak bakar.
26 Ağustos 2010 Perşembe
DÜŞÜNCE ESİRİ OLAN AKIL
İnsan zihni, bir başka düşüncenin esiri olduğu sürece özgür değildir. İnsan hayatında en tehlikeli şey başka düşüncelerin esiri olmasıdır. İnsan zihninin tehlikeli seviyede yetersiz kalması bir başka düşüncenin esiri olması anlamına gelmektedir.
10 Ağustos 2010 Salı
HOBBES VE LEVITHAN KUZEY KIBRIS'TA

Thomas Hobbes'un adlandırdığı LEVIATHAN canavarı, yani sınırsız güce sahip DEV(LET), ülkede hak ve özgürlüklerin koruyucusu olarak değil, hak ve özgürlüklerin ihlalcisi haline gelmiştir.
Herkes ülkede insanların hak ve özgürlüğünün Devlet (LAVIATHAN) tarafından ihlal edildiğinin bilincindedir. Ancak, hiç kimse bu sınırsız gücün (Leviatha'nın) nasıl durdurulacağını bilmemektedir....!
İnsanların hak ve özgürlüklerini korumak için oluşturulan KKTC devleti zamanla büyüdü ve gelişti, büyük bir LEVİATHAN oldu... Devlet (LEVİATHAN) büyüdükçe insanların hak ve özgürlükleri de o ölçüde küçüldü. İşte alın size KKTC DEVLETİ; SINIRSIZ DEVLET, SINIRSIZ GÜÇ !
Sözde ekonomist adı altında gazette köşelerine yazı yazanlar; Gini coefficient yöntemlerini bıraksınlar, esas sorunları tartışsınlar. HAVAYA boşa atan arkadaşımız, akademisyenlere seslenip yazısında şöyle diyor: "Yürekli olun, ilminize saygınız olsun, topluca gücünüz bilginizdir. Size bir şey yapamazlar. Yapsalar dahi tuzunuza layıksanız başka yerde veya ülkede benzer iş bulursunuz....".
Herkes ülkede insanların hak ve özgürlüğünün Devlet (LAVIATHAN) tarafından ihlal edildiğinin bilincindedir. Ancak, hiç kimse bu sınırsız gücün (Leviatha'nın) nasıl durdurulacağını bilmemektedir....!
İnsanların hak ve özgürlüklerini korumak için oluşturulan KKTC devleti zamanla büyüdü ve gelişti, büyük bir LEVİATHAN oldu... Devlet (LEVİATHAN) büyüdükçe insanların hak ve özgürlükleri de o ölçüde küçüldü. İşte alın size KKTC DEVLETİ; SINIRSIZ DEVLET, SINIRSIZ GÜÇ !
Sözde ekonomist adı altında gazette köşelerine yazı yazanlar; Gini coefficient yöntemlerini bıraksınlar, esas sorunları tartışsınlar. HAVAYA boşa atan arkadaşımız, akademisyenlere seslenip yazısında şöyle diyor: "Yürekli olun, ilminize saygınız olsun, topluca gücünüz bilginizdir. Size bir şey yapamazlar. Yapsalar dahi tuzunuza layıksanız başka yerde veya ülkede benzer iş bulursunuz....".
Demode olmuş bu fikirlere/yöntemlere halkın karnı toktur. TV'de ve Gazettelerde bilmişlik taslayacaklarına, bilimsellikten uzak bir şekilde halka yanlış (sahte reçeteler) önereceklerine, LAVİATHAN canavarının (DEVLET) nasıl dize getirilebileceğini tartışsınlar- eğer sorunlara dürüst ve samimimiyetle yaklaşırlarsa tabi....
KKTC'de (TRNC !) şimdiki nesil, gelecek nesillerin haklarını gasp etmektedir. Bu gasp ülkede uzun yıllar devam etmekdir, paradoksal önlemlerle halk uyutulmaya çalışılmaktadır.
Herkesi her yerde bin defa kandırdınız; ama artık herkesi her zaman bin defa kandıramayacaksınız. Herkesi her zaman bir defa kandırabileceksiniz.
9 Haziran 2010 Çarşamba
HASTALIĞIN ADI: OROSPROZIST HASTALIĞI
HASTALIĞIN TANIMI
Orosprozist, sağlam temeller üzerine inşa edilmemiş ve zincirleme reaksiyon sonucu oluşan çok ciddi bir toplumsal hastalığı ifade eder.
HASTALIĞIN ORTAYA ÇIKTIĞI ALANLAROrosprozist hastalığı; ekonomik, sosyal, kültürel, ve politik alanlarda ortaya çıkan bir tür toplumsal hastalıktır.
HASTALIĞIN TESPİT EDİLDİĞİ YER
Orosprozist hastalığına ilk defa Kuzey Kıbrıs'ta rastlanmıştır.
HASTALIĞIN NEDENLERİ
Kıbrıslı Türklerin, toplumsal gücünü zayıflatacak/ortadan kaldıracak birçok politik,ekonomik,sosyal ve kültürel süreçler.
- Kısa dönemci rant elde etme zihniyeti ortamı yaratmalar,
- Kolayca kandırılan ve kandırılmaya açık olan politikacıları ve baskı gruplarını satın almalar,
- Ganimet Politikası ve Ganimet zihniyetini , bilerek ve isteyerek, tüm toplum katmanlarına aşılamak,
- Bilerek ve isteyerek; ülkeyi fantazi adasına dönüştürmek, böylelikle toplumsal çöküşü hızlandırmak,
- Toplumsal çıkarları değil; yabancı ülkelerin stratejik amaç ve çıkatlarını doğrultusunda hareket etmeler, toplum çıkarlarını bilerek görmezden gelmeler,
- Yabancı ülkelerin amaç ve çıkarlarına iştirak etme ve bu doğrultuda kendisine ve yandaşlarına yüksek miktarda rant sağlamak,
- Kıbrıslı Türklerin milliyetçi duyguları ile oynayarak onları kandırmalar/aldatmalar,
- Kıbrıslı Türklerin kendi ayakları üzerinde durmamaları için onlara kara, deniz ve hava operasyonları vasıtası ile para göndermeler-dağıtmalar,
- Kıbrıslı Türklerin üretim, yaratıcılık ve kendi kendine yetecek bir seviyeye gelmesini engelleyecek politika ve süreçler yaratmalar.
- Sözde kalkınma politikaları adı altında; bireyleri, işverenleri, hükümetleri kandırmalar,
- Bayrak-Ulus-Millet gibi kavramlar zincirinin arkasına saklanarak, toplumsal çöküş dinamiklerini görmezden gelmeler.
- Dünyada eşi ve benzeri görülmemiş toplumsal bir çöküş ortamı yaratmak ve bu çöküşün tam olarak gerçekleşmesi üzerine gerekli tüm önlemleri almak.
Orosprozist hastalığı, bulaşıcı bir hastalıktır, ve yüksek seviyede yayılma-ve-yıkıcı etkilere sahip bir hastalık türüdür.
Hastalığın esas etkisi toplumun büyük bir kısmının, bilerek veya bilmeyerek, hastalığa yakalandığı halde "erken-tanı-tedavi" tedbirinden uzaklaşmak istemesidir. Hastalar tarafından kabul görmeyen tedavi yöntemleri toplumun her köşesinde kalıcı (tahripkâr) etki ve sonuçlar doğurur ve böylece hastalığın tedavisi daha da zorlaşır.
HASTALIĞIN TEDAVİSİ
Toplumsal bir hastalık; toplumsal bir mücadele ister. Hastalığın tedavisi için bir değil, birden fazla "tedavi yöntemi" uygulanması gerekmektedir:
- Orosprozist hastalığı ölümcüldür ve hastalığının tedavisi çok zordur.
- Hastalığın tedavisi uzun ve zahmetli bir süreç almaktadır. Hastaların iyileşme belirtileri tedavinin başladığı tarihden 40-45 yıl sonrası görülmektedir.
- Erken önlem alınmaz ise ölümcül bir hastalığa dönüşebilir.
- Bulaşıcı bir hastalık türüdür ve her insan üzerinde çok yüksek yıkıcı etkilere sahip olabilmektedir.
- Tedavi yöntemi uygularken veya uygulamazdan evvel, hastanın iyileşme isteği önem arz eder. Hastanın iyileşme isteği, tedavinin sonucunu belirler.
- Bazı hastalar, hastalığa bulaştığı halde, bulaşmış hastalığıyla ülkeyi terk etme yoluna gidebilir. Bu normaldir. Ancak tedaviye o ülkede devam edilmesi gerekmektedir.
- Kronikleşen hastalığa ülke dışından müdahele etmek kolay değilse bile çok zordur.
- Kabul görmüş bazı uluslararası yöntemler hastalığın ilerlemesine ve kronikleşmesine katkıda bulunabilir. Ancak, uluslararası müdahaleler bile bu hastalığı tamamen ortadan kaldıramaz.
- Hastaların inanç ve samimiyetleri, iyileşme yönünde atılacak en önemli adımlardan birkaçıdır.
- İnanılmayan ve samimiyetle uygulanmayan tedavi yöntemlerinin başarı şansı yok denecek kadar azdır....!
Orosprozist adlı tezim; hayatın bizatihi içinden geldiği ve sağlam gözlemlere dayandığı için rahatca savunulan bir tezdir. Pençereden dışarı bakıp binlerce örnek vermek mümkündür.
İsim Telif Hakkı Vikipedia: Orosprozist Hastalığı
Uludağ Sözlük
26 Mayıs 2010 Çarşamba
NİYE BANKACILAR DEĞİŞİME AYAK UYDURMAK ZORUNDADIR ?
Bankacılık, hem sektörel hem de yasa ve düzenleme perspektifi açısından ciddi bir değişim içerisindedir. Bankacılık çok yoğun bir rekabetin yaşandığı bir sektör haline gelmiştir. Bilgisayar ve iletişim alanlarındaki devrimsel değişimler ve gelişmeler bankaların operasyon ve karar alma hızlarını artırmaya zorlamıştır.Dünya (yeni dünya düzeni) eşi görülmedik bir hızladeğişirken bu değişimin motorlarını iten bileşenler de ayni hızla değişmektedir. Neticede piyasayı iyice anlamadan yapılan faaliyetler ve alınan kararlar haftalar sonra eskiyip güncelliğini yitirebilir hale gelmektedir.
Piyasaya veya günümüz koşullarına ayak uyduramayan bankacılar, felsefeler ve politikalar, güncelliğini yitirmekte, sistem-sektör dışında kalabilmektedirler.
Riskler devamlı olarak değişmekte; bankacılığın risk yönetme işi olduğu daha ön planlara çıkmaktadır. Bu temel kuralı anlamayan/anlamakta güçlük yaşayan bankacılar işleri ile birlikte batarlar veya yönetim kabiliyetlerini kaybederler ve sistem dışına çıkarlar (çıkartılırlar)...!
Bankacılık risk yönetim işidir; risk yönetim sanatıdır. Bu sanattan anlamayan bankacıların bir seçeneği vardır: değişirler ya da değişirler.
Sonuç:
- Bankanın değerleri net olduğunda, karar alma daha kolay ve etkili olur. Bankanın değerlerini çiğnemiyorsanız, bankanın kurallarını çiğnemenizde bir sakınca yoktur.
- Kazananlar sadece "vizyon" hakkında konuşmazlar onu uygulamaya da geçirirler.
- Bankacılık Nedir ? Bankacılık risk yönetim işidir; bankacılık işi riskin yönetilmesidir. Bankacılık risk yönetim sanatıdır.
- Finansal risklerin yanısıra; bankaların maruz kaldığı en büyük risk, yönetişim felsefesinden kaynaklanan risklerdir...!
- Bankacılar lisanslandırılmalı; kariyerlerini uluslararası kabul görmüş "mesleki ehliyet" ile belgelendirmeli.
26 Şubat 2010 Cuma
KKTC 'DE SEL FELAKETİ- YÖNETİŞİM RİSKİ
Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Bakınız; adımız yanlızca DEV(LET)...! Dağlara bayırlara BAYRAK dikileceğine, köylere-şehirlere BÜSTLER yapılacağına; geçit yerlere, koyu milliyetçi duygularla, DAŞAKLI AT dikileceğine, "SEL FELAKATİ" ve diğer acil önlem plan ve programlarına önem verseydik "sel felaketi" az bir hasarla atlatılabilirdi...! Her toplum hak ettiği gibi yönetilir.
Üzgünüm, ama ne yaptıysak kendi ellerimizle yaptık. Kendi kendimize, içinden çıkılması çok güç, sorunlar yarattık. Yıllarca ganimet (Rant) peşinde koştuk, ona buna kulluk ve köpeklik ettik. Tüm değerlerimizi kaybettik. Toplum olarak hiç bir alanda başarılı olamadık. Bu düzende başarılı olmamız da imkansız değilse bile çok zor. Başa gelen çekilir. Bazı zamanlar felaketler (sel felaketi) doğruları da beraberinde getirebilir...!
Hep milliyetçi duyguların arkasına saklandık; uluslararası standartları (bilim ve teknolojiyi) göz ardı ettik. Rant uğuruna; insan kaynağımızı (ve bilir kişileri) sistem dışı bıraktık; "giden türk, gelen türk" felsefesini benimsedik. Sel felaketi allahın işi değil; bizim yönetişimsizlik işimizdir. Şimdiki nesil, gelecek nesillerin haklarını gasp etmektedir....!
Hastalığın Önlenmesi Üzerine Tavsiyeler/Öneriler:
1. Toplumsal hastalıklarımızın adını doğru koyalım,
2. Toplumsal hastalıklarımızı tanıyalım
3. Toplumsal Hastalıkların ortaya çıkma veya çıkış alanlarını bilelim
4. Toplumsal Hastalıkların Nedenlerini bilelim
5. Toplumsal Hastalıkların tedavisi/önlenmesi için samimi olalım ve uygulamaya geçelim.
Unutmamamız gerekenler;
- Sel felaketi olmak üzere, tüm risk(ler) yanlızca minimize edilebilir tamamen ortadan kaldırılamaz.
- Sözde bilir kişileri değil; bilir kişileri kritik devlet işlerine yerleştirelim. Bunu yaparken devlet adamlarının görev ve sorumluluklarını sınırlayalım. Çünkü, sınırsız güç toplum için tehlikelidir....
- Devlet yönetiminde (kamu hizmetlerinde) toplum yararına , riske odaklı/esaslı yönetişim felsefesini benimseyelim.
-Risk belirsizliği işaret ettiğinden sel felaketinin beklenen kayıp ile ilişkilendirilmemesi gerekmektedir. Beklenen kayıp risk değildir; risk beklenmeyendir, belirsiz olandır.
- Yanlıza bugün değil; gelecek için de yaşam/ortam (yönetişim) felsefesi benimseyelim.
“İnsan akıbetinin efendisi değildir ve hiçbir zamanda olmayacaktır. İnsanın aklı onu daima bilinmeyen ve öngörülmeyen yeni şeyler öğrenmeye doğru götürecektir".
Üzgünüm, ama ne yaptıysak kendi ellerimizle yaptık. Kendi kendimize, içinden çıkılması çok güç, sorunlar yarattık. Yıllarca ganimet (Rant) peşinde koştuk, ona buna kulluk ve köpeklik ettik. Tüm değerlerimizi kaybettik. Toplum olarak hiç bir alanda başarılı olamadık. Bu düzende başarılı olmamız da imkansız değilse bile çok zor. Başa gelen çekilir. Bazı zamanlar felaketler (sel felaketi) doğruları da beraberinde getirebilir...!
Hep milliyetçi duyguların arkasına saklandık; uluslararası standartları (bilim ve teknolojiyi) göz ardı ettik. Rant uğuruna; insan kaynağımızı (ve bilir kişileri) sistem dışı bıraktık; "giden türk, gelen türk" felsefesini benimsedik. Sel felaketi allahın işi değil; bizim yönetişimsizlik işimizdir. Şimdiki nesil, gelecek nesillerin haklarını gasp etmektedir....!
Hastalığın Önlenmesi Üzerine Tavsiyeler/Öneriler:
1. Toplumsal hastalıklarımızın adını doğru koyalım,
2. Toplumsal hastalıklarımızı tanıyalım
3. Toplumsal Hastalıkların ortaya çıkma veya çıkış alanlarını bilelim
4. Toplumsal Hastalıkların Nedenlerini bilelim
5. Toplumsal Hastalıkların tedavisi/önlenmesi için samimi olalım ve uygulamaya geçelim.
Unutmamamız gerekenler;
- Sel felaketi olmak üzere, tüm risk(ler) yanlızca minimize edilebilir tamamen ortadan kaldırılamaz.
- Sözde bilir kişileri değil; bilir kişileri kritik devlet işlerine yerleştirelim. Bunu yaparken devlet adamlarının görev ve sorumluluklarını sınırlayalım. Çünkü, sınırsız güç toplum için tehlikelidir....
- Devlet yönetiminde (kamu hizmetlerinde) toplum yararına , riske odaklı/esaslı yönetişim felsefesini benimseyelim.
-Risk belirsizliği işaret ettiğinden sel felaketinin beklenen kayıp ile ilişkilendirilmemesi gerekmektedir. Beklenen kayıp risk değildir; risk beklenmeyendir, belirsiz olandır.
- Yanlıza bugün değil; gelecek için de yaşam/ortam (yönetişim) felsefesi benimseyelim.
“İnsan akıbetinin efendisi değildir ve hiçbir zamanda olmayacaktır. İnsanın aklı onu daima bilinmeyen ve öngörülmeyen yeni şeyler öğrenmeye doğru götürecektir".
12 Şubat 2010 Cuma
HASTALIĞIN ADI: GÖSTERİŞ TÜKETİMİ
"Gösteriş tüketimi" hastalığına yakalanmış bir insan taklide, telkine ve tepkiye dayalı bir kültür ve kişilik içerisinde yaşamaktadır.Hemen belirteyim;
gösteriş tüketimi genel olarak insan psikolojisi ile ilgilidir. Gösteriş tüketimi, her kesimden yada sınıftan olan bireylerin gösterişe verdikleri önem ile ilgili bir hastalıktır.Gösteriş tüketimi Psiko-Ekonomik niteliktedir.
Gösteriş tüketimi ekonomik hastalık gibi görünse de aslında bu psikolojik bir hastalık türüdür.
Gösteriş tüketiminin sonuçları ekonomiktir. Bireylerin gösterişe verdikleri önem ile ilgili psikolojik (kişisel-kültürel) bir hastalıktır.
Gösteriş tüketiminin esas nedenleri:
- Toplumdaki çarpık kültür ve değerler
- Başkalarına kendini beğendirme ve kanıtlama
- Hiç kendisi olmadan, sadece başkaları için yaşamak, başkalarına göre yaşamak
- Başkalarına daha zengin olduğunu gösterme
- Başkalarını taklit ederek tüketmek veya
- Başkalarının takip ve telkini ile tüketim yapmak
- Başkalarının tercihleri esas alınarak tüketim kararları vermek.
Gösteriş tüketiminin etkileri-sonuçları:
- Rasyonel olmayan tüketicilerin (gösteriş tüketicilerinin) yaygın olduğu bir toplumda, işletmeler arasında rekabet süreci normal olarak işlememesi
- Rekabet işliyor gibi görünse de rekabetin kendisinden beklenilen esas işlevi yapmaması
- Gösteriş tüketimi yapanlarda tüketime dayalı tatmin artışı sağlamadığı gibi üçüncü kişiler üzerinde negatif dışsal etki yaratması veya fayda azaltıcı etki yaratması
- Gösteriş tüketiminin, refah artışı bir tarafa, toplam refahta azaltma yaratması
- Gösteriş tüketiminin artmasına yönelik bir rekabet toplumsal refahı arttırma işlevini yerine getirememesi
- Gösteriş tüketiminin geliştiği ülkelerde, rekabet kültürünün yok olması
- Gösteriş tüketimi eğilimini arttıran her türlü faaliyet, toplumsal refahı ve sağlıklı rekabet sürecini destekleyici sonuçlar yaratmaması.
Kaynak:
1. http://www.rekabet.gov.tr/index.php?Sayfa=sayfahtml&Id=765
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
